MİSTİK MARDİN | Yeryüzünde Beyaz İzler
09 Haziran 2019

MİSTİK MARDİN

MİSTİK MARDİN GEZİMİZ

Her şehir birçok duygu yaşatır bize ama içlerinden biri diğer duyguları geçer ve önde dörtnala koşar, bizde bu şehri tanımlarken bu önde giden duygularla bahseder ve anımsarız. Bazı şehirler mutluluk verir, bazıları merak uyandırır, bazıları büyüleyicidir, bazıları kıskandırır, Mardin elbette bunların birçoğunu barındırıyordu ama öne çıkan ne derseniz Mardin mistik bir dille bizimle konuşan yaşlı gizemli bir şehirdi bu yüzdendir ki büyülendik. Bunda tabi ki bizi şehirlerinde gezdiren, misafirperverce ve dostça ağırlayan, sohbetleri hoş, gönülleri güzel insanların etkisi çok büyük. Arkadaşımız Cengiz ile konuşurken Urfa ve Mardin’e gideceğimizden bahsetmiştik oda orada arkadaşı olduğunu bizimle ilgileneceğini söyledi, bizde severek kabul ettik bir şehri en güzel gezmenin yolu orayı bilen biriyle sohbet eşliğinde gezmektir. Hakikaten de öyle oldu, çok değil sadece iki gün içerisinde birçok yer görüp birçok şeyden konuştuk. Bu yüzden Mardin gezimizi bu güzel insanlara ithaf ediyoruz. Sevgili arkadaşımız Cengiz Şentürk, Merve Daldal, artık bizimde arkadaşımız olan Yunus Aydın ve kuzeni Şeyhmus Çaka.

Urfa’dan otobüs ile Mardin’e geldik. Bayram olduğu için otobüs sıkıntısı çektik, bilet bulmak zor, günlük satış yapılıyor. Mardin’e geçeceğimiz gün sabahtan Urfa otogarına gittik, 8 buçuk otobüsüne biletimizi aldık 50'şer liraya. Otobüse bindik ama bize satılan koltuk başka birilerine de satılmıştı, farklı bir yer ayarlandı oturduk. Yolculuk yarı uykulu yarı yolları izlemekle geçti.

Yolların genel rengi sarı ve tonlarıydı, 2buçuk saat sonra Mardin otogara geldik. Bizi Cengiz’in arkadaşı Yunus karşıladı. Cana yakın ve yardımsever Yunus ile Şeyhmus’un yanına geçtik, arabayla bizi otele götürmeden yol üzerinde Kasımiye Medresesi’ne uğradık. Mardin gezimizin tamamında dikkatimizi çeken durum burada bizi karşıladı. Kalabalık! Dehşet bir kalabalık vardı. Hava sıcaklığı insanı bezdirecek olsa da insanlar Mardin’i keşfetmekten geri durmuyorlardı, tıpkı bizim gibi.

Kasımiye Medresesi Mardin’de gördüğümüz ilk mimari ve tarihi yer oldu. 1457 – 1502 yılları arasında Artuklu döneminde başlayıp Akkoyunlu Hükümdarı Cihangiroğlu Kasım döneminde tamamlanan medrese farklı hikayelerle dolu. Tabi gezi boyunca insan kalabalığından gözlem yapmak zor oluyor, tavsiyemiz eğer yapabiliyorsanız herkese tatil olmayan bir zamanda gezmeniz. Medrese iki katlı, büyükçe havuzu olan açık bir avluya sahip. Taş işçiliği ve süslemeleri dikkat çekici, bunların dışında dikkat çeken ise hikayeleri. Sultan Kasım’ın savaşta öldürülmesiyle, kardeşi kanlı gömleğini duvarlara vurarak izler oluşturmuş. Rivayete göre duvarlara su fırlatıldığında kanların izlerini görüyorsunuz. Ayrıca suyun aktığı yerden başlayarak havuza giden yol, doğum yaşam ve ölümü tasvir ediyor. Medrese kapılarının alçak olması da yine saygı ile eğilerek geçmenizi sağlıyor içeriye. Küçük ayrıntılarla büyük Kasımiye Medresesi etkileyici bir yer.

Burayı gezdikten sonra arabaya binip otele gidecektik ki, kahvaltı yapmadan bırakmayan Yunus ve Şeyhmus bizi kuzeni Erdal Çaka'nın kafesine götürdüler. Dara Kafe sakin, yeşil ve güzel bir yer. Yiyemeyeceğimiz kadar kahvaltı çeşidi geldi masamıza ve sohbet ederek keyifle kahvaltımızı yaptık. Burada ki insanlar birbirlerine çok saygılılar, içten ve samimi iseniz hemen bağırlarına basıyorlar sizi. Bizi de sevecen bir şekilde kabul ettiler bunu sezinledik. Birçok farklı konudan konuştuk, doğudan, kadından, insandan, yani hayattan. Saatin nasıl geçtiğini anlamamışız, keyfimizi bölerek kalktık Erdal Çaka 'ya görüşmek üzere veda ettik.

Yunus ve Şeyhmus otelimize bıraktılar bizi. Otelimizin fiyatını tam olarak bilmiyoruz çünkü Cengiz ve Yunus bize bu konuda yardımcı oldular uygun bir fiyata konakladık. Gerek olmadığını birçok kere söylesek de Cengiz yaptığınız şeyi seviyorum bir katkım olsun istiyorum dedi bizde kabul ettik. Otellerin fiyatlarının çok pahalı olduğunu söyleyebilirim. Bayram dönemi olduğu için en kötü otel bile gereksiz pahalıyken biz güzel bir yerde kalmıştık. Mardin esnafı, bu bayram kalabalığını fırsata çeviren kurnaz esnaf değil bizce çünkü birçok yerden alışveriş yaptık fiyatlar gayet uygun ama aynı şeyi oteller için söyleyemeyeceğiz. Eşyalarımızı otele bıraktık üstümüzü değiştirdik ve hemen kapanmadan Sabancı Kent Müzesi’ne gitmek üzere yola çıktık. Otelimiz merkezde olduğu için her yere yürüme mesafesindeydi. Müzeye yürümek normalde kolay ama işkenceye dönüştü. İnsan, her yer insan. Yolda birilerine çarpmadan yürümek imkânsız. Geçerken sabun, badem şekeri, telkâri takıları ve hediyeliklere de göz attık.

Müze Mardin ile ilgili neredeyse tüm bilgileri içeriyor. Mesela Mardin isminin değişimi; Erdobe, Matedin, Merdin, Mırdo, Merdo, Merdi, Mardia, Merde, Maridin, Mardin. Mezopotamya’nın bağrında bu şehir eski çağlardan beri dünyanın belli başlı tahıl ambarlarından biri. İlk efsanelerden Nuh Tufanı, İdris Peygamber, Gılgamış Destanı söylenceleri bu topraklara atfediliyor.

Ayrıca Mardin’de Müslüman, Hristiyan ve Yahudiler yüzyıllardır bir arada yaşıyorlar ve doğum, ölüm, evlenme gibi önemli olaylarda halklar arasında dayanışma ve saygı bu zaman kadar süregelmiş. Müzede taş işçiliği, mimari, kent tarihi, giyim kuşam yemek ve yaşam hakkında birçok bilgiye ve görsele erişebilirsiniz. Giriş öğrenci 2 TL, tam 5 TL. Benim en çok dikkatimi çeken bir hikâyeden bahsedeceğim.

Mardinli Maani’nin Hikayesi; gezgin Pietro della Valle’nin ilk karısı Maani Giorida Mardin’de doğmuştur. Pietro bu genç kadınla Bağdat’ta evlenir. Birlikte geçirdikleri beş yıllık gezgin hayatı sonunda Maani ölür. Acılı Pietro karısına duyduğu aşk yüzünden onun naaşını kurşun bir tabuta koyar ve dört yıl boyunca yanında gezdirir, Roma’ya döndüğünde eşini oraya defneder.

Bu hikâye ile bitiriyorum müzeyi. Kent ile ilgili çokça detay var içerisinde. Buradan çıktıktan sonra akşamüzeri olmuştu. Otelimize yürüdük yine kalabalıklar içerisinde. Anlaştığımız gibi Yunus ile buluşacaktık. Bizi gelinlik ve damatlıkla fotoğraf çekileceğimiz bir yere götürecekti. Otelde giyindikten sonra Yunus bizi amcası Behçet Aydın ile arabayla aldılar. Behçet bey Mardin’de taksicilik yapıyor. Eğer burayı gezerken taksiye ihtiyacınız olursa ona ulaşabilirsiniz. Turiste farklı fiyat politikası gütmeyen hakkaniyetli biri. (Behçet Aydın: 0536 987 3384). Mardin manzaralarına karşı gezdik, en son Mardin Büyük Otel’in manzarasının en iyisi olduğuna karar verdik. Girişte 20lira gibi bir ücret aldılar otel kapısında. Gerçekten de Mardin manzarası eşsiz buradan. Biz fotoğraflarımızı çekerken Yunus ve amcası da çay içmeye otelin bahçesindeki kafeye oturdular. Fotoğraf çekerken birçok gelinle karşılaştık. Burayı halk gelin çekimlerinde kullanıyorlarmış. Bizde fotoğraflarımızı alıp Yunus’ların yanına çay içmeye geçtik.

Hava kararıyordu, ışıklar yavaş yavaş yanmaya başladı. Gündüz seyranlık gece gerdanlık olan Mardin’in her halini görmüştük bugün. Gören göz için her detay eşsizdir, Mardin işte bu detaylarla bizimle konuştu. Taşlarındaki izlerle, bezemeleriyle, dar sokakları, dik merdivenleri, medrese kubbeleriyle, bir zamanlar kocaman ailelerin yaşadığı devasa konaklarıyla, yolda gördüğümüz eşekleri, kamburu çıkmış yüzü kırış kırış olan yaşlı kadınıyla ve Yunus’un Şeyhmus’un anlattıklarıyla konuştu bizimle. Biz dinledik Mardin anlattı. Biz baktık Mardin gösterdi bize tüm güzelliğini, gizemini, acısını, derdini ve çocuk olamamış çocukluğunu.

Manzaraya doyum olmaz kalktık otelimize geçtik üzerimizi değiştirdikten sonra Yunus bizi yemeye götürdü. Sabancı Müzesi karşısındaki Dara Restoranda enfes bir yemek yedik. Lebeniye ya da diğer bir adıyla Meyir çorbası içtik önce. Yoğurt ve daradan yapılan bu çorbayı şiddetle tavsiye ediyoruz. Tüm restoranlar dolu ve yemekler tükenmiş olduğundan sıkıntıda olan insanlar vardı. Mardin tabağı yiyecektik ama kalmamış, bulgur pilavı üstü tandır, enfes bir salata, kuru fasulye, dolma tabağı ve hayatımızda yediğimiz en iyi içli köfte ile keyfimiz yerinde çıktık restorandan. Kafe kısmına üst kata geçtik. Çay, nargile, limonata ve keyifli sohbetle oturduk Mardin’in gecesine. Yunus’un kuzenleri ve akrabaları geldi. Bir kere susmadık sanırım, sessizlik olmadı. Her insanın tutkusu vardır, beklentileri ve hayat görüşü bunu kendine yakın bulduğun biriyle paylaşırken heyecanlanır, içerisinde mutlu bir his olur insanın, paylaşmanın tadı. İşte o geceki sohbetlerde paylaşmanın keyfi ve mutluluğu vardı. Böyle zamanlarda saati anlamak zor oluyor, gece epey geçince yorgun ve keyifli otelimize bıraktılar bizi. Yorgunluğumuz uykumuzu ağırlaştırdı.

Sabah alarmla kalktık, otelin kahvaltısı başlamadan önce Mardin sokaklarını keşfedecektik. Kalabalık olmamasını umut ederek çıktık otelden. Kız meslek lisesi, Kültür Sokağı ve Mardin’in sokaklarını gezdik, fotoğraf aldık. Avlu kapılarından kahvaltı sesleri geliyordu, dışarıda kediler miskince yatıyor ya da peşimize takılıyordu. Dar sokaklarda eşekler ve çöp işçileri çöpleri topluyordu. Burada sokaklar dar olduğundan çöpler eşekler ile toplanıyor ve bu eşekler bir süre sonra emekliye ayrılıyor, serbest bırakılıyorlarmış.

Otele yürüyüp kahvaltımızı yaptık, Yunus ve Şeyhmus bizi arabayla alıp Süryani manastırı olan Deyrulzafaran Manastırı’na götürdü. Fakat tur otobüslerini görünce anladık ki aşırı bir yoğunluk var. Gişeye girip bilet almaya çalışsak da bilet vermediler. İçeride bir yoğunluk olduğunu söylediler, daha sonra bir biletle iki kişinin girdiğini söylediler, farklı sebeplerle tutarsız bir şekilde bilet satmıyorlardı. Manastırdan çıkanlar olsa da içeri öğleden sonra alacaklarını söylediler. Sinirli ve de gergin terk ettik orayı çünkü söylediği gibi öğleden sonra bilet verse bile gezmek istediğimiz diğer yerleri gezemeyecektik.

Buradan bizi çokça etkileyen Dara Antik kente geçtik. Yolda buğday sarılarını görünce dayanamadım benim için durduk ve rüzgârın ahengiyle güneşin altında buğdayların birbirlerine sürtünerek çıkardıkları o sesi dinledik.

Dara Antik Kenti Mardin’in Oğuz Köyünde yer alıyor. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde İmparator Anastasius tarafından 505 yılında, ülkeyi Sasanilere karşı korumak amaçlı yapılmış. Kayalara oyulmuş mağaralardan oluşan alan 4 km surla çevrilmiş. Antik kentin içerisinde kilise, sarnıç, zindan, çarşı kalıntıları bulunuyor. Bizi etkileyenlerden biri büyük mezarlıktı. Mağaranın içerisinde üç katlı olarak yapılmış mezarlığa girdiğinizde nahoş bir kokuyla karşılaşıyorsunuz. Kemikleri ve kalıntıları aşağıya baktığınızda görebilirsiniz.

Buradan zindan denilen ama su kemeri olan yapıya geçtik. Öğle sıcağından buz gibi kemere girince bir huzur olmadı değil. İçerisi devasa büyüklükte ve tabi yine kalabalık. Dara Antik Kenti kazıları henüz son bulmuş değil ve kazılar devam ettikçe Roma ve Pers’lere ait kalıntıların bulunacağı düşünülüyor.

Buradan Nusaybin yolu üzerinden Midyat için yola koyulduk. Sağımızda Suriye sınırı epey yol gittik, yollar yine çok kalabalıktı. Yemeye ama iyi yemeye pek düşkün olan Yunus ve Şeyhmus bizi Beyazsu diye bir yere götürdüler. Piknik ve mesire alanı olan burayı biz çok beğendik. Suyun kenarına kurulmuş ahşap yerlerde yemek yiyip ağaçların gölgesi altında ve nehrin suyunun sesiyle hem karnımızı hem ruhumuzu doyurduk. Burada turist yoktu, bizde zaten Yunus ve Şeyhmus olmasa buralara gelemezdik. Etrafta bir sürü yerli insan, suyun keyfini çıkarıyor, mangal yapıyor, ayran içiyor, oyun oynuyor, çocuklar suyun tadına varıyordu. Buranın pirzolası iyi dediler bizde ondan yedik, gerçekten lezzetli idi. Tabi ki hesabı yine Yunus ve Şeyhmus halletmişti. Bu konuyu bir daha konuştuk ama Yunus bunun onların kültüründe olduğunu, bizim bunu teklif etmemizin bile onlara karşı ayıp olduğunu, hiç rahatsız olmamamız gerektiğini tekrardan anlattı. Normalde misafirlerini asla otelde ağırlamazlarmış ama bizimle ilk defa tanıştıkları için rahat edip edemeyeceğimizi düşünerek otel tutmuşlar. Yemeklerimizi yedikten sonra çay içtik ve kalktık.

Midyat düşündüğümüz, ya da hayal ettiğimiz diyeyim, gibi bir yer değildi. Mardin merkezi daha tarihi ve dokusunu bozmamış buraya nazaran. Midyat konuk evine girdik, Hercai dizisi çekiliyormuş burada, bu yüzden ilgi çok büyük. İçeride dolaşamadık bile. Girişte 4TL gibi bir ücreti var. Hemen kendimizi kalabalıktan sıyırıp dışarı attık. Dışarıda her yerde taze nohut satan çocuklar var. Bizde bir demet alıp yedik. Buradan Midyat mağaralarına geçtik. Buranında giriş ücretli 4TL, aynı zamanda içerisi kafe olarak kullanılıyor, serin otantik bir yer.

Midyat gezimizi burada sonlandırdık, asında Mor Manastıra da gitmek istiyorduk ama zamanımız yetişmiyor ve de insan kalabalığı bizi çok bunaltmıştı. Midyat’tan ayrılmadan Mahlepli Süryani Şarabı denedik birkaç dükkânda ve birinden aldık, Mardin’de de birçok şarap dükkânı var ama biz özellikle mahlepli şarabı almak istedik.

Buradan Mardin’e doğru geçtik. Yolda bir ayrancıda mola verdik, bence çok ağır olan bu ayranı herkes çok beğendi. Mardin’e vardığımızda Mardin Kalesinden gün batımını izledik, sarı ve turuncu, biraz pembe ve morlarla günbatımı eşsiz güzellikte Mardin’i alacakaranlığa bıraktı. Buradan hemen aşağımızda olan Zinciriye Medresesi’ne geçtik. 1385’te Artuklu Sultanı Melik Necmettin İsa tarafından yapılan bu medrese Mardin’e girdiğinizde ilk dikkatinizi çekecek olan binalardan biri. Diğer bir adı Sultan İsa Medresesi olan yapı devasa kubbeleri ve mimarisiyle şehre ayrı bir güzellik katıyor. Geniş bir kubbesi, medresede öğrencilerin kaldığı odacıklar ve cami, türbe gibi bölümlere sahip yapının mukarnasları ve taş işçiliği görülmeye değer.

Buradan çıkışta Mardin’in meyan kökü şerbetini içmeye gittik. Biz çok ağır bulduk bu şerbeti ama birçok derde deva niteliğinde faydalı aromatik bir içecekmiş. Buradan hatıra bir çift küpe almak istedik telkâri, gümüşçüleri gezdik. Genellikle fiyatlar yakın birbirine ve oldukça uygun bir çift küpeyi 50 başka bir küpeyi 35 TL ye aldık. Badem şekerlerine tabi ki dayanamadık ve bir torba aldık daha doğrusu hediye olarak aldık. Şekerler taze ve aşırı lezzetli.

Sosyal medyada belki görmüşsünüzdür, Marilyn Mardin adında sabun dükkanı olan Melek Hanım var merkezde. Bizde onun yanına uğradık. Bir tane eşek sütü sabunu ve bir fotoğraf rica ederek ayaküstü sohbet ettik.

Akşam yemeği için Erdal Bey’in restoranına davetliydik, yemeye geçtik. Lezzetli ve sohbetli bir yemekten sonra, Ulu Cami manzaralı Atilla Çay Bahçesine oturarak çay içtik. Sabahtan uçağımız vardı ve Şeyhmus bizi havaalanına bırakacaktı. Yunus ve Şeyhmus’la otele doğru yürüdük, vedalaştık. Mardin gezimiz çok keyifli ve dostça geçmişti. Bir kusurumuz olduysa affola dedi Yunus, umarım keyifli geçmiştir. Keyifli ve unutulmazdı, teşekkürler güzel yürekli insanlar.

Yazan: Aylin K. I.

Son Eklenenler

MİSTİK MARDİN
MARDİN

MİSTİK MARDİN

  •  235
  •   0
  • 09 Haziran 2019
BEYAZ GECELER
RUSYA

BEYAZ GECELER

  •  302
  •   0
  • 28 Nisan 2019
MARİİNSKY TİYATRO'DA GİSELLE
RUSYA

MARİİNSKY TİYATRO'DA GİSELLE

  •  189
  •   0
  • 27 Nisan 2019
IZMAILOVSKY MARKET
RUSYA

IZMAILOVSKY MARKET

  •  237
  •   0
  • 12 Nisan 2019
BRÜKSEL COMİC FEST
BELÇİKA

BRÜKSEL COMİC FEST

  •  259
  •   0
  • 06 Şubat 2019
UKRAYNA AŞK TÜNELİ
UKRAYNA

UKRAYNA AŞK TÜNELİ

  •  557
  •   0
  • 28 Ocak 2019

0 Yorum Atıldı

Bu yazı için henüz yorum girilmemiştir

Yorum Yap

BİZİ İNSTAGRAMDA TAKİP EDİN

Instagram